Yapay zekâ ölümsüzlüğü hedefleyen çalışmalarda nasıl bir rol oynayabilir? Bir gün trans-hümanizme erişmemizi sağlayacak mı?

Ölümsüzlükle ilgili işin donanım tarafını çok iyi bilmiyorum. Esas olarak ölümsüzlük ile bin yıl yaşamak arasında ne fark var tam olarak göremiyorum ama iş oraya varırsa bu nanoteknolojinin çeşitli uygulamaları sayesinde olabilir. Çünkü insanların belli bir yaştan sonra yürümemek, kendini idame ettirememek üzere kurgulanmış bir mimarileri var. “Belli bir yaştan sonra işe yaramıyor insan” diye evrim uğraşmamış devam etmesine. Ama yavaş yavaş biz o mekanizmayı detaylı anladığımızda, nanorobotları daha iyi inşa edebilirsek, ki yavaş yavaş o konuda ilerliyoruz yaşlanma ile baş edebiliriz. 

Moleküllerimizdeki yaşlanma veya bozulmayı onaran tamirci mikroplar ırkını kendimize zerk edip (milyonlarca ya da bir tanesini kendi kendini çoğaltacak hale de getirebiliriz), birisi de bizi arabayla ezmediği sürece uzun süre yaşayacak hale gelebiliriz. Bu bir yapay zekâ problemi değil! Bu bir makine mühendisliği problemi diyebileceğim bir problem. Çünkü sonuçta minik bir robot yapıyorsun o da robotların yaptığı bir şeyi yapıyor aslında, bu düzeneği görüp düzelt şeklinde.

“Bilincimizi bilgisayara aktardığımızda orada gerçekten var olacak mıyız yoksa arkadaşlarımızın gerçek halimizden ayırt edemediği bir chatbot haline mi geleceğiz?”

Bir de şu soru var; ruhunu bilgisayara indirip ondan sonra orada devam edebilir miyim? O çok enteresan, felsefi bir problem. Önümüzdeki çıkacak “50 soruda yapay zekâ” adlı kitabımda da bu konuya değiniyorum. Zor bir problem aslında. Çünkü bunu yaparsak ben orada olduğumu hissediyor muyum yoksa yine ölüyorum da orada arkadaşlarımın benden ayırt edemediği bir sohbet botu olarak mı çalışmaya devam ediyorum?

Bu fark felsefe tarafından da çözülemeyen bir durum olduğu için yaparız da o kime fayda eder işte bu belli değil. Mükemmel bir taklit yapılabilir mi yapılabilir. Bilgisayarlar taklit makineleridir, orada hiçbir sıkıntı yok hiçbir teorik şey yok onu engelleyen. Bu benim teorik kuramsal bilgisayar biliminden de iyi çalıştığım bir konu.

Her şeyi taklit edebilir! Bir şeyi sen yapıyorsan bilgisayar da tıpatıp onun gibi davranabilir ama bu benzerlik senin o anda hissetmekte olduğun şeyi o da hissedebilir hatta birebir senin bir kopyanı çıkarırsak artık bu gerçekten kendisini sen gibi hissedebilir ve bu anlamda senin deneyimin kesintisiz şekilde devam edebilir demek değildir.

Yani öznel deneyimlerin sıkıntılarından biri gerçekten benim bir tane kopyamın tıpatıp bir kopyasını çıkartıp şuraya koyarsan, bir ikizim olsa benim gerçekten ideal bir benzerlik anlamında, fotokopi anlamında bir ikizim olsa ben yine de ölmek istemem [gülüyor]. Anlatabildim mi? Çünkü artık onun deneyimleri onun deneyimleri, benim değil. O yüzden ona ben ölümsüzlük diyemiyorum. 

Elon Musk: İnsanlar yapay zeka ile mücadele edebilmek için sayborga dönüşmeli

Blok zinrici teknolojisi geleneksel finansal altyapıyı tamamen değiştiriyor. Geleceğin finans sistemini oluşturacak blok zincirinde yapay zekâ nasıl bir rol üstlenecek sizce?

Güzel soru. Blok zinciri teknolojisi bilgisayar mühendisliğinin son zamanlarda denk geldiği hakikaten çok güzel, dünyayı etkileyen bir yapı. Aynı zamanda matematiksel olarak çok güzel bir probleme cevap veren, yani işe sadece kuramsal olarak bakarsan da seviceğin, benim çalışma prensibini anladığımda çok sevdiğim gibi “aa ne kadar güzel” dediğim bir şey.

Veritabanı dediğimiz bir şey var. Verilerimizi bir yerde saklıyoruz, herkesin çeşitli verileri var. Evde saklıyorsun bankada saklıyorsun, sen belki de bankadaki hesabının bir kopyasını da banka cüzdanında tutuyorsun ama bu sefer iki tane kopyası oluyor. Burada temel bir problem var. Bunu şifreleme, kriptografi gibi bir takım matematiksel varsayımlara dayanarak çok radikal bir şekilde çözen, kimsenin kimseye güvenmesini gerektirmeyecek şekilde enteresan bir buluşla güveni halka dağıtıp gereksiz hale getiren bir şey.

Bence bunun bulunması, kendi kendine icat edilmesi süper bir zeka ürünü ama sonra o iş yapay zekâyla nasıl bağlantılandırılır ayrı bir konu. Çünkü blok zinciri çalışırken, paralar kazınırken ve üretilirken, bitcoin madenciliği yapılırken olayın mantığı gereği kuran kişinin kurduğu sistem gereği o iş zeka ile yapılmıyor. Ne kadar zeki olursan ol zor olacak bir hesaplama problemi çözülerek yapılıyor tüm bunlar. Sizin orada emek harcamanız gerekiyor; elektriği, en az birkaç tane bilgisayarı yan yana çalıştırmanız gerekiyor. İşin mantığı tamamen bunun üzerine kurulmuş, o yüzden ben block zincirini kıracak bir yapay zekâ geliştirdim demek o kadar kolay değil. Orada gözden kaçırmamamız gereken şey bazı hesaplama kuramıyla ilgili önemli gerçeklerin olmasıdır.

Einstein’ın ne kadar uğraşırsanız uğraşın ışıktan hızlı gidemezsiniz demesi gibi, ne kadar zeki olursanız olun, ne kadar süper bir algoritmanız olursa olsun, “şu problemi şu kadar zamandan daha kısa sürede çözemezsiniz, bu problemi hiç çözemezsiniz” diyen doğa kuralları var. Yani yapay zekâ inşa edeceksek onu bu kurallara mecburen uyacak şekilde inşa etmek zorundayız çünkü bu kuralları çiğnemek mümkün değil. Doğrudan bir yapay zekâ dahisinin girip blok zincirinde zengin olması bu yüzden mümkün görünmüyor. 

Ethereum madencileri ekran kartı taşımak için Boeing 747 kiralıyor

Son yıllarda Evren’in bir simülasyon olup olmadığı veya insanlığın bir simülasyonun parçası olabileceği düşünceleri tartışılıyor. Çok ileri bir medeniyetin oluşturduğu yapay zekâ deneyi olma ihtimalimiz var mıdır sizce?

Kuramsal bilgisayar biliminin temeli ve Alan Turing’in buluşu olan bir bilgisayarın öteki makinalardan özel kılan şey, onun başka şeyleri simüle edebilme özelliği olması. Yani bilgisayar her zaman başka şeyleri taklit edebiliyor. Örneğin; buzdolabı sadece buzdolaplığı yapabiliyor, araba sadece arabalık yapıyor, bilgisayar ise onların hepsini taklit edebiliyor. O bakımdan bu simülasyon fikri, hele ki bilgisayar bilimi tarafından desteklenince ister istemez insanların gündemine giriyor.

Her şey bir simülasyon olabilir mi? Zaten bizim beynimiz de, gördüklerimiz de bir tür algı cihazlarımızdan duyu organlarımızdan gelen bilgilerin beyin tarafından çok da gerçeğe aynı olmak zorunda kendisini hissetmeden birleştirdiği bir tür anlatıdır, görsel illüzyonlardır. Sihirbazların sahnede bizi aldatmak için yaptığı bir sürü şeyler buna bir örnektir.

Beynimiz tam olarak yüzde yüz, birebir gerçeği değil; kendi duyu organlarından gelen şeyleri belli basitleştirici varsayımlara göre birleştirmesi üzerine kuruludur. O bakımdan bir kez bunu anladığınızda “Ben bunu gözümle görüyorum ama bu gerçek mi acaba” sorusu her zaman insanın aklında olması gereken bir şey.

Şimdi tabi bu simulasyon fikri onu bir adım daha ileri götürüyor. Biz hakikaten şu anda bu pozisyonda mıyız yoksa uyuyor muyuz, ya da bu bize film olarak beynimize gösteriliyor mu demek gibidir mesela. Tabii onun bir adım daha ötesi de biz hiç mi yokuz da bütün bunlar bir perdenin üstüne yansıtılan sinemada ki görüntüler gibi mi acaba?

Biz hiç mi yokuz meselesi yine demin bahsettiğimiz öznel deneyim hissi yüzünden kabul etmesi zor bir şey çünkü ben (kendisini kastediyor) diye birisinin var olduğunu hissediyorum. Ama öte yandan bu öznel deneyimde bilimsel olarak çok tartışmalı, çok sıkıntıllı bir şey çünkü bunu bir tek ben hissedebiliyorum. Ben, benim olduğumu kendimde hissedebiliyorum da bilim de bir şeyi bilimsel camiada kabul etmek için “Ben bunu hissediyorum” demek gibi bir argüman yoktur.

“Yapay zekâ inşa edeceksek onu belli kurallara uyacak şekilde inşa etmek zorundayız çünkü bu kuralları çiğnemek mümkün değil.”

“Bak istersen sen de bunun deneyini yap sen de göreceksin” diye öznelin tam tersi nesnel bir ikna sistemi vardır bilim dünyasında. O yüzden bilinç var mı, karşıdaki adam bir zombi mi, duyguları var mı yoksa numara mı yapıyor gibi soruların hepsi bilim açısından çok ama çok zor problemlerdir. Bilimin dayanıp bir türlü ötesine geçmekte zorlandığı türden problemler.

O yüzden ben kendimi simülasyon gibi hissetmiyorum ama pekala olabilir. Ya da bizim evrenimiz çok daha büyük bir şeyin parçasıda olabilir.

Çok güzel fikirler bunlar. Ama genel olarak bilimde bu Occam’s Razor (Ockham’ın Usturası) denen meşhur bir prensip vardır: Eğer bir şeyi açıklamanın birden fazla yolu varsa, mesela aynı olay için alternatif 10 tane açıklaman var diyelim, örneğin standart bilimsel açıklama nedir diye sorarsan; patlama oldu, moleküller bir araya geldi. İkincisi ise patlama oldu moleküller bir araya geldi gibi görünüyor ama aslında çok daha büyük başka bir şey var o bunu yaptı. Şimdi Occam’s Razor şunu diyor: Eğer aynı şey için birbiriyle başka kriterlere, deneylere göre birbirinden ayırt edemediğin, hangisi doğru karar veremediğin birden fazla açıklama var ise o zaman onlardan en kısasını, en basitini kabul et.

Bu yüzden, “Acaba bütün bunların arkasında başka bir şey var mı?” diye sorulan sorulara ben böyle yaklaşıyorum.

Elon Musk: Zihinlerimiz gelişmiş bir medeniyetin simülasyonuna ait

Yapay zekâ zamanla insanın yalan söylemek gibi kötü huylarını öğrenirse ne olur dersiniz?

Yapay zekânın insanın huylarını sonradan öğrenmesine hiç gerek yok. Eğer biz ona evrenin çalışması gibi şeyler öğreteceksek, sağduyu ve bilginin hepsini bilgisayara kodlayalım. İnsan doğmadan önce yoktur, öldükten sonra da yoktur gibi böyle herkesin bildiği temel bilgileri bilgisayara kodlayalım. Örneğin bir sohbet programı yaparken konuşmayı ya da bir roman okurken orada geçenleri anlaması onun hakkında çıkarımlar yapabilmesi için bu temel bilgileri de bilmesi gerekir. Sistemin yapay zekâya bu sağduyu bilgilerini toptan verelim diyen bir projesi var.

Bunun çerçevesinde insanların bazı hallerde yalan söyleyebildiklerini, yalan söylemenin kendileri açısından çıkar sağladığı durumlarda gayet güzel yalan söyleyebildiklerini de bilgisayara, bence bu dünyada ki bir sisteme böyle bir bilgiyi de vermek lazım diye düşünüyorum. Çünkü bu olasılığı bilmiyorsanız büyük sıkıntı yaşabilirsiniz.

MC: Söylemeye çalıştığınız şey ilk olarak bu bilgiyi yapay zekâya en başında vermek demek net olmak gerekirse…? 

CS: Evet. Sonuçta saklayacak halimiz yok.

MC: Yapay zekâ ise doğrudan zaten anlayacaktır diye bilir miyiz peki?

CS: Zaten öyle ama bir açıdan düşünecek olursanız bu apaçık bir şekilde olmasa da ima ederek biz bilgisayara bu şüpheyi veriyoruz. Bize şifre soran bir bilgisayar bunu niye soruyor? Bizim hakikaten iddia ettiğimiz kişi olmama ihtimalimiz, yalan söyleme ihtimalimiz var ki bilgisayar da “Bir dakika. Sen bu musun gerçekten?” diye şifre soruyor. Böyle düşünebilirsiniz bu durumu.

Apaçık bir şekilde “Ahmet yalan söylüyor mu acaba?” diye kendi kafasında bir düşünce zinciri kuruyor diye demiyorum ama hani günün birinde o da olabilir tabii. Dünyadaki insan ilişkilerinin anlaşılması için bu ve bunun gibi şeyler. İnsanları neler motive edebilir, bir insan bir şey diyorsa o hakikaten onu mu diyordur, yoksa o yalandır da aslında başka bir şey mi demek istiyordur gibi hesapları bilgisayarın da yapması imkansız bir şey değil. Tam tersine yapay zekâ hayatta kalabilmek içinn bu yeteneklere sahip olabilir ve formüle edilebilir şeylerdir bunlar. Sen ve ben bunu yapabildiğimize göre bilgisayara da bunu yaptırabiliriz.

MC: Doğru, gayet anlaşılabilir bir şey bu. Önce ki cevaplarınızda da belirtmiş olduğunuz gibi temelde insanın yapabildiğini bilgisayarlar da yapabilir.

CS: Evet. Temel olarak (kitabımda da bundan bahsediyorum), bilgisayar şunu yapamaz tipi cümleler kurarken çok dikkat etmek gerekiyor. Çünkü neredeyse her zaman bu yanlış oluyor. Şimdiye kadar şu işi yapamaz bu işi yapamaz, burada insanları yenemez, burada şiir yazamaz vs. tarzı söylemlerin hepsi yanlış çıkmıştır.

Önceden de söylediğimiz üzere, bilinci olabilir mi gibi zaten insanlar için bile cevaplayamadığımız bazı zor sorulara kadar dayandı. O yüzden yapar mı yapamaz mı derken otomatik/direkt olarak yapamaz dememeye çok dikkat etmek lazım.

Prof. Dr. Cem Say ve Murat Cansever. [DijitalX]

Elon Musk: Google’ın robot ordusu bir gün insanlığı yok edebilir

Bilim insanı olmayan ama bilime katkıda bulunmak isteyen tüm genç insanlar bilime nasıl katkıda bulunabilir, günümüz şartlarında beraber nasıl hareket edebilirler?  

Çok güzel bir soru. Bilime katkıda bulunmak enteresan bir kavramdır. Bir kere hayatın bilim esaslarına göre yürütmek diyebileceğimiz rasyonel davranışı göstermek, eleştirel düşünce sahibi olmak, duyduğu her şeye inanmamak gibi bir düşünce tarzı barındırmak gereken bu konuda kendinizi eğitmeniz gerekir, bu önemli bir beceridir.

Eğitime katkı denildiğinde Türkiye’de de sivil toplum kuruluşları var. Dünyada elbette ki bunun çok daha esaslı olanları var. Örnek vermek gerekirse Carl Sagan’ın kurduğu The Planetary Society, NASA’nın gezegenler arası uzay araçları göndermesi için bu kuruma baskı oluştursun diye kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür.

Uzaya uzay araçları göndermek oldukça pahalı bir şey ve Amerika’da parlamenterler bunun için bütçeden para ayırmak istemeyebiliyor. Bu The Planetary Society dediğimiz sivil toplum örgütünün işi onlara sürekli “Bakın biz halk olarak bunu istiyoruz bunu yapın, Jüpiter’e bir tane araç daha gönderin” vs. gibi baskıda bulunmaktır.

“Türkiye’de bilimi desteklemek adına sivil toplum kuruluşları artırılabilir.”

Bu kuruluşun bir zamanlar üyesiydim. Yıllık üye oluyorsunuz ve para veriyorsunuz, sizin paranızla da bu işleri yapıyorlar. Türkiye’de de aslında bu tip akıl, bilim gibi konuları savunan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, eğer dönüp dolaşırsanız aslında bu işi yapan bir dernek olduğunu anlarsınız.

Çünkü çağdaş şekilde düşünebilen bir insan düşüncesi üretmeye yönelik bir şey gibi düşünülebilir. Böyle şeyler yapılabilir. Benim gerçekten başka mesleklerde olan ama son zamanlarda “Esas önemli olan bu çocukları eğitmek, böyle çocuklar için bilim atölyesi kurucağım, bilim kitaplığı kurucağım” diyip hayatını değiştirdikten sonra kendini bu işe adayan arkadaşlarım var.

Böyle bir ihtiyaç olduğu çok açık. Bu yüzden senin sorduğun çok önemli bir soru ve Türkiye’de bunu realize etmenin kurumsal bir yolu yok sanki. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi Türk bilimini kurtarma cemiyeti gibi bir şey kurmak gerekir aslında.

Stephen Hawking: İnsanlığı uzay yolculuğu kurtaracak

MC: Evet çok doğru. Yani böyle büyük bir şey olmalı ve buna gerçekten herkesi ilgisi olmalı, herkesin katılabilmesini sağlamalıyız…

CS: Yani tabii ki de öyle. Mesela siz DijitalX gibi herkese bilim ve teknoloji tarzı desteklerinizle bu ateşi yanar vaziyette tutmaya çalışan kurumlar var. Önce bunlara bir el atmak lazım. Bunlara bir abone olunması gerekiyor. Ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak, almak lazım ve bunları desteklemek lazım. Bilim ve gelecek dergileri gibi şeyler…

Mesela üniversite tercih dönemi zamanı geldiğinde bu hikayeyi hep duyuyorum “Çocuğum fizikçi olmak istiyor ama manyak mısın sen aç kalırsın fizikçi mi olunur” diye herkes bu çocukları durdurmaya çalışıyor. Bu zihniyetten çıkmamız gerekiyor.

MC: Kesinlikle katılıyorum size. Bu tür durumlarda zorlama olmaması, öğrencinin aileden baskı görmemesi gerekir…

CS: Hayır tabii de yani sonuçta Türkiye’de ne olacak, işsiz fizikçiler ordusu mu? İnsanlar kötülüklerinden yapmıyorlar bunu. Ama öyle değil, dünya öyle değil yani. Bir kere dünya Türkiye’den ibaret değil. İstersen gidersin başka yerde şansını denersin. Bizim ülkemizde şimdiki durumu bir yana bırakalım, Atatürk’ten gelen bilimin devlet katında tanınması gibi müthiş bir dönem var. Yani buradan yola çıkarak yapılabilecek çok şey var. Eminim siyasi görüşten genelde bağımsız olarak, insanların üzerinde anlaşabileceği birkaç konudan birisidir bu. Bilim iyi bir şeydir. (Gülümsüyor.)

MC: Dediğiniz gibi geçmişten beridir biraz araştırabilen tarihi okuyan, anlayabilen buna katılacaktır. Bu yönde ailelerin de daha bilinçli adımlar atarak çocuklara bilim aşkını aşılaması gerekiyor. En azından yapamazsın boşver gibisinden değil de bak şartlar bunlar, bunu göze alıyorsan devam et gibi şekilde yönlendirme yapılabilir…

CS: Evet, şartlar bunlar şeklinde bahsederek öyle yaklaşmak lazımdır diye düşünüyorum.

MC: Verimli ve güzel bir sohbetti Cem hocam teşekkür ediyorum sizlere.

CS: Ben teşekkür ederim.