Ana sayfa Özel Haber Analiz Tükenmişlerin Pedagojisi – Mülteci ,Covid ve Eğitim

Tükenmişlerin Pedagojisi – Mülteci ,Covid ve Eğitim

Salgın ve Mülteci Krizindeki Bir Dünya’da Eğitim Sorunlarına Teknolojiyle Çözüm Önerileri

5348
0

Zümrüdüanka’nın Dönüşü
Salgın ve Mülteci Krizindeki Bir Dünya’da Eğitim Sorunlarına Teknolojiyle Çözüm Önerileri

Mülteci Eğitimine Bir Bakış

Bu makaleyi neden kaleme alıyorum neden yenilikçi fikirlere ihtiyaç duyuyorum ve neden hasta ve yurdundan edilmişlerin dünyasına bir fikirle ışık tutmak istiyorum? Kendime sorduğum her soruyu birlikte cevaplayabileceğimizi düşünüyorum. Yazının monolog olmasına aldırmadan siz de fikirlerinizi bu konu başlığı altına ekleyebilirsiniz.

Cevabını aradığım sorularım;

  • Acaba teknoloji eğitimde demokratikleşmeyi sağlayacak mı?
  • Robotlar dünyadaki mültecilerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için yardımcı asistan olarak kullanılabilir mi?
  • Robot teknolojileri evleri okullaştırabilir mi?
  • Mülteci Eğitimi: Teknoloji çözüm müdür? Yeni eğitim yaklaşımları neler olmalıdır?

Gelişmekte olan bir ülke Türkiye’de doğdum. Lise yıllarımdan itibaren belirli bir bölgede insanların son derece farklı şekillerde yaşayabileceğini, birbirleriyle ayni dili konuşsa da farklı bakışıcısından bakarak ilişkiler kurabileceğini gördüm. 

Aklıma su fikirler geldi. Koşullar bir bölgenin yerlisi ve mültecisi için eşitlendiğinde aslında herkesin fırsatlara ve temel insan haklarına aynı derecede sahip olabilir. Örneğin, eğitime erişim dünya çapında son derece dağınık ve eşitlikten uzaktır. Aynı suya veya yemeğe olan erişimimiz gibi. Ama biraz dikkatli eğitim programıyla biz bu sorunu çözebiliriz. 

Temel insan hak ve hürriyetleri çevresinde özgürce yaşayabilmek aslında temel insan oluşumumuzla ilgili değil daha çok sosyoekonomik statü, ırk, yer ve savaşla ilgilidir. Bizler şanslıyız. Ben temel hak ve hürriyetlerini ilk çocukluk döneminden itibaren hiç kullanamamış, dahası bunların içeriğinden dahi bir haber bir topluluktan bahsetmek istiyorum. Liseyi Konya’da okudum. Okulun etrafında birçok farklı kültüre ve millete mensup çocukla birlikte büyüdüm. Okula nizami gidip gelen ve bundan hoşlanan biriydim. Her ne kadar liseyi sevmesem bile…

Okula gidip gelirken çevremde benim yaşadığım sosyo-kültüre ait olmayan bireyleri fazlaca görürdüm. Bu çocuklar okulla kendileri arasında ünsiyet kuramadıkları için okula gitmek istemediklerini fark ettim. Oysa ki o güne kadar okula gitme eylemi tamamen bireyin alışılagelmiş hareketlerinden ibaret olması bekleniyordu. Ama değildi. Yaşım ilerledikçe 30’lu yaşlarıma geldiğimde her milletten, her yaştan öğrenciye her gün eğitim vermeye başladığım bir döngüye girdim. Dışlanmışları, unutulmuşları, göz ardı edilmişleri, bırakılmışları, öksüzleri, yetimleri, üzerine bomba düşmüş babaların çocuklarını veya uzuvlarını kaybetmiş çocukları bile tanıma imkânı buldum.

Dünyalarına girmeye başladım. Girdiğim dünya bebeklikten itibaren ilmek ilmek hayata küstürülmüş 20’li yaşlarına doğru bir kesimdi. Bir kısmı dünyaya öfkeyle baktığı için diğer kısmının da çok az umutla hayata tutunmaya çalıştığı ünlü Çığlık tablosu gibiydi. (Norveçli ressam Edvard Munch)

Mültecilik veya Göçerlik nedir? 

Ait olamamaktır, sahiplenememektir ve sahip çıkılamayanların bir araya gelmesidir. Kimse sahip çıkmadığı için onlar da hiçbir şeye sahip çıkmaz ve benimseyemezler. Ben hayatımın bir dönemini mülteci gibi yaşadım. Aidiyetin önemini, istemediğim tecrübelerle deneyimledim. Ait hissedememeyi, sahip olamamayı ve bu kelimelerin yarattığı etkiyi gözlemlerle ve hatta sayılarla anlatmak istiyorum.

UNESCO’ya göre, 58 milyon çocuk eğitimin dışında kalıyor. Yarısından fazlası çatışmadan etkilenen ortamlarda yaşıyor (UNESCO, 2015). Sadece 2018 yılında savaş, çatışma ve zulümden kaçan kişi sayısı 70 milyonu geçti. Bu sayı, BM Mülteci Örgütü UNHCR’nin yaklaşık 70 yıllık tarihinde tanık olduğu en yüksek sayı. 

2016 UNHCR verilerine göre tüm mülteciler arasında, sadece %1’i kendilerine ABD ve Kanada gibi iyi eğitim sistemleri sunan ülkelere yerleşebilmektedir. Mültecileri etkileyen çatışmalar kısa ömürlü değildir. 2014 yılında mültecilerin yerlerinden olma süresi ortalama 25 yıldır (BMMYK ve Küresel İzleme Raporu, 2016). Milyonlarca çocuk, tüm çocukluklarını sınırlı eğitimle geçirdiğinden, yerinden olmanın eğitime erişim için sayısız etkisinden sadece biri olabileceği açıktır.

Eğitime sınırlı erişim, duygusal travma, gelecekteki iyi örneklerin, rol modellerin eksikliği, yeniden yerleştirildikten sonra bir eğitim sistemine yeniden girme güçlükleri daha zayıf sosyal beceriler gibi çeşitli bireysel sorunlara neden olur. Mülteciler için eğitimin önemi üzerine yaptığı araştırmada, Harvard Eğitim Enstitüsü’nden Prof. Dryden-Peterson; “çocukların sosyal, ekonomik ve politik bir sisteme entegrasyon yoluyla gelecekteki istikrarı hayal etmeleri için koşullar yaratabilir ve özlem duydukları bugün ile gelecek arasında kritik bir bağlantı sağlanabilir” dedi. (Dryden-Peterson, 2011, 98)

Mültecilere eğitim verilmesi de çocuk ve mülteci haklarını garanti altına alıyor. Mültecilerin Statüsü 1967 Protokolü ve 1951 Tarihli Mülteciliğin Önlenmesi Sözleşmesi 22. maddesinde, taraf devletlerin, temel eğitim konusunda vatandaşlara uyguladıkları muamelenin aynısını mültecilere de uygulayacakları şekilde düzenlenmiştir. Bu madde, özel eğitimin dışında, kamu tarafından finanse edilen eğitim olması sebebiyle önem taşır.

Mültecilerin eğitimi küresel bir sorumluluktur. Haklarını garanti altına almak ve onlara güvenli bir eğitim imkanı ve gelecek sağlamak için hem yerel hem de küresel çabalar birleştirilmelidir.

Mültecilerin eğitim krizi ve bugününe dair bir perspektif sunmak istersek ilhamımızı geçmişten alabiliriz. 

Dünya geçmişte mültecilere nasıl eğitim verdi?

1980’lerin ortalarına kadar küresel kurumlar sınırlı bir role sahipti ve seçkin birkaçının bursları yoluyla sadece ilköğretim eğitimine odaklandılar. Aynı zamanda, mülteci toplulukları eğitim fırsatları yaratmak için kendilerini örgütlediler. 1986 yılına kadar BMMYK eğitimli mülteci çocukların %95’i ilkokuldaydı (UNHCR, 1988).

1990’ların ortalarına gelindiğinde, mülteci eğitimi ilgili insanlar tarafından değil, politika tarafından yönlendirilmeye başlandı. BMMYK’nın ev sahibi ülkelerde çalışan memuru yoktu ve 2004’te BMMYK bütçesinin %0,1’i eğitim personeline tahsis edildi (Kelley, Sandison ve Lawry-White, 2004, s.27). Bu dönemde örgüt, ulusal ve uluslararası STK’lara eğitim sağlanması için yetki verdi.

2012’de yeni bir BMMYK politikası, üç temel nedenden ötürü tekrar belirlendi “mülteci öğrencilerin ulusal sistemlere entegrasyonunu” ilk defa vurguladı (UNHCR, 2012): ev sahibi ülkelerdeki mültecilerin coğrafi konumu, ayrı okullaşma ve mültecilere eğitim sağlayıcılarının o bölgede bulunması imkansız hale getirdi, mülteci çocukların büyük olasılıkla okul yıllarını yeniden yapılandıracaklarını ve farklı zaman dilimlerinde mülteci eğitimini finanse etmeleri gerektiğini fark etti.

2012’de, yeni bir BMMYK politikası yeni bir sorunu ele aldı “mülteci öğrencilerin ulusal sistemlere entegrasyonunu”, buna göre 3 temel nedenden ötürü mülteciler sisteme entegre olamıyordu mültecilerin ev sahibi ülkelerdeki coğrafi konumu, alışık olmadıkları okul sistemi iyi eğitim almalarındaki yönetimsel sorunları ve çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılayan kişilerin düzensiz ve programsız olmaları…

Mültecilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması için ne yapılması gerekiyor?

Mülteci ihtiyaçları daha görünür hale geldikçe, şu andaki kuruluşlar yaratıcılık ve kaynaklarını, teknoloji de dahil olmak üzere, mültecilere eğitime erişim sağlamak için kullanmışlardır.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün yakın tarihli bir raporunda, araştırmacılar; mültecilerin dijital mobil teknolojilere giderek daha fazla erişimi olduğunu belirttiler. (UNESCO, 2018, s.5). UNESCO’nun raporunda, mülteci hanelerin % 32’sinin bir telefona ve % 39’unun internet özellikli bir telefona sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, mültecilerin %93’ü 2G mobil şebekesinin kapsadığı yerlerde, %62’si 3G mobil şebekelerinin kapsadığı yerlerde yaşıyor (UNHCR, 2016, s.12). Bu sayılar bugün % 60 bandında seyrettiği düşünülmektedir.

Ellerinde imkân bulunan hükümetler mültecilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması için mültecilerdeki alt yapıyı kullanabilir. Doğru ve anlaşılır bir içerikle bu eğitim hamlesinin yapılması önümüzdeki birçok probleminde çözümünde etkili olacaktır. 

Daha Fazlası Yapılabilir mi?

Mobil cihazlarla eğitimi yaygınlaştırmak iyimser çabalarımızdan biri olacaktır. Bu konuda içerik geliştirme, eğitmen eğitimi, eğitmen sayısının artırılması, idarenin uzmanlardan seçilmesi, ihtiyaçların tespiti için bir dizi önlemler alınması eğitim sisteminin oturması için gereklidir. Konuyu mülteci ve salgın hastalıklar üzerinden düşündüğümüzde hangi yaklaşım en doğru sonuçlanacağını bilemeyiz ama bölgesel göçün yarattığı sorunları çözmek için başlangıçta kültürel farklılıkları anlamanın ilk adım olduğu sonucuna varabiliriz.

Kitlelerin kültürlerine göre, algılama ve anlama seviyelerine göre bir eğitim yaklaşımı geliştirmeliyiz bunun için küçük gruplarla birlikte Ideathon veya Hackaton programları uygulamalıyız. Yüzlerce fikrin havuzlarda yüzdüğü en ağır basanların uygulanabileceği, fonlanabileceği, geliştirilebileceği ve sistemleştirilebileceği fikirleri bulmalıyız.

Ortaya çıkan fikirler hem bugüne hem yarına ışık tutacağı için bir problemin çözümü aslında birden çok gelecek problemini de çözüme kavuşturacaktır. 

Uzaktan eğitim bir çözümdür. 

Fiziksel olarak imkan bulamayan bir çok insana basit ve verimli sonuçlar sunmuştur aynı şekilde uzaktan eğitim bugün salgın, mülteci sorunu vb durumlarda krizlerin aşılması için can simidi olmuştur. Teknolojiye bu denli güvenmenin yaratacağı problemleri ayrı bir başlık altında tekrar incelemeyelim.

Ideathonlarda ortaya çıkan birkaç fikirden bahsetmek istiyorum. Sınıf ortamının oluşturulamadığı, salgınlardan dolayı sosyal mesafenin korunmasının gerektiği durumlarda öğrencilerimizden biri;

-“Açık hava sineması gibi sınıflar yapalım eğitimleri de havalar çok soğuk olduğu zamanlardan daha sıcak zamanlara kaydıralım ve uyku zamanımızı tekrar düzenleyelim.”dedi. 

Bir başka öğrenci;

-“Eğitmenlerin sayısını artıralım.”

-Ben neden diye sordum.

-“Hocam eğitmenlerden kastettiğim sizin gibi öğretmenler değil daha küçük gruplara mentörlük yapabilecek veya onları yönlendirebilecek akranları öğretmen olarak tayin edelim. Siz 40 kişilik bir sınıfa eğitim yapamayacağınıza göre sınıftan 4 kişiye eğitim yapıp, 4 kişiye de 9 öğrenci emanet edip gelişimlerini takip edelim.” dedi.

Yine Ideathonda bir öğrencim;

-Hocam yetkinlikleri bir kenara bırakalım kendi kendine öğreneceği Sugata Mitra tarzı bir deneme yapalım dedi. 

-Açıklamasını istedim

-“Bulutlarda Okul konsepti hocam dedi ve devam etti,

Sugata Mitra, yoksul çocukların temelde öğretmensiz öğrenmenin bir yolunu bulduklarını düşünmüştü, bir duvarda bilgisayarla bazı denemeler yaptıktan sonra, 2013 yılında 1 milyon dolarlık Ted Ödülü’nü kazandı. Öğrencilerin hangi sosyal statü veya ekonomik geçmişe sahip olursa olsun öğrenecekleri çok gerçek bir platform sunuldu. Sadece bunu yapacak araçlara ihtiyaçlarımız var.”dedi.

Ideathon son hızıyla devam ederken çarpıcı fikirler gelmeye devam ediyordu eğitim bilimlerinde yüksek lisans yapan bir öğrencim;

-Yunanlı Dimitrios Thanasoulas’ın filozof Giambattista Vico’ya göre, insanlar sadece inşa ettiklerini anlıyorlar. Bu kavram, öğrencilerin öğrendikleri bilgiye aktif olarak katılarak kendi öğrenme ortamlarını yaratmaları fikrine dayanmaktadır. Kendi öğrenmenizi yaratmak, önceden belirlenmiş bir gündem olmadan hatalar yapmayı içerir. Yapıcı öğrenme istikrarlı değildir, bu nedenle birçok eğitim sistemi bunu reddeder.”

-Tanımı yaptın şimdi önerin nedir ben bundan bir şey anlamadım dedim.

Gelen cevap hem üzücü hem de çok gerçekti;

-Hocam coğrafyayı kabul etmeliyiz ve coğrafyanın gerçeklerine göre yapısalcı eğitim yapmalıyız yani Suriyeli bir göçmene kamplarda doktorluk hayali kurdurmak onu kendi hayatının gerçekliğinde boğacaktır biz ona yapabileceği hedefler koymalıyız belki gerçek olur.” dedi.

Daha birçok fikri not etmiştim ama bunlar beni göçmenlerin dünyasına göçe zorladı ve öğrendiklerimi tekrar gözden geçirdim. 

Yılları ve aldığım yolları…

Fin eğitimi bir hayal, Singapur modeli çok uçuk bir örnek.

Ideathonlarda edindiğimiz fikirler bize yol göstereceğine olan inancım çok yüksek bu etkinliklerin sayısını artırmalıyız. 

Bir zamanlar eğitimle ilgili problemlerimiz, 3. Dünya ülkelerine uygulanacak planları ve projeleri kapsamaktaydı çünkü öğretme teknikleri teknolojik yeniliklerden çok beslenmiyordu. Bugün teknoloji demokratikleşmeyi sağlayacak altyapıyı kendi içinde barındırıyor. Bu altyapıyı nasıl kullanmalıyız? Ürettiğimiz fikirler dışında neler yapılabilir?

Mülteci krizine bütünüyle çözüm bulunamayabilir veya hastalıklar bizleri uzun yıllar etkisi altına alabilir. Pandemi tüm dünyayı kasıp kavurabilir bunların hepsine aynı anda çözüm üretmek çok zordur ama benim bu eğitim problemine çözüm için bir fikrim var. 

Birçok ülke, eğitim imkanlarından yoksun olsun olmasın bariz bir avantaj sağlayan ücretsiz orta okul sonrası teknik eğitim sunmaktadır. Öğrenciler, okullara yerleştikten sonra katma değer katacak bir işte çalıştırılmakta, eğitimleri için ellerinde belli bir miktar harçlık kazanmaktadır ve yeterince şanslılarsa bu sayede eğitimleri için onlara fon sağlayan bir kaynağa sahip olacaklardır. Teknik eğitim okullarının faaliyete geçmesi ve yatılı konaklama sistemi entegrasyonu ile öğrenciler ergenlikten yetişkinliğe kadar bir üretim bandı içerisinde bulunacak hem bulundukları sisteme katma değer katacaklar hem de geçmişte alamadıkları eğitimi parasız yatılı okullarda karşılayacaklardır. 

Peki bu sistem nasıl çalışacak?

Yatılı teknik okullar isminde bir model geliştireceğiz. Bu modelinin geliştirilmesi ortaöğretim ve lise seviyesinde göç ve salgın hastalık gibi durumlarda öğrencilerin   daha önce eğitimleri aksadığı için alamadıkları eğitimlerini fırsat ve imkan eşitliği çerçevesinde almasını sağlamaktır. Yatılı teknik okullar bir yaşam döngüsüdür. 

Bu yaşam döngüsü içerisinde öğrencilerin kayıtlarının alınması, okullara yerleştirilmesi, okullarda yeteneklerine göre bölümlere yerleştirilmesi, bölümlerde hem temel bilim eğitimlerinin verilmesi hem de teknik eğitim verilmesi, teknik eğitim içerisinde öğrendikleri zanaatın uygulamaya dökülmesi, burada geliştirilen ürünlerin hem özel sektörden hem devlet tarafından satın alınması ve bu satın almalar sonucunda öğrencilerin okullarda yatak, yemek, eğitim giderleri ve harçlık gereksinimlerinin karşılanması sağlanacaktır.

Okullar devlet kontrolünde veya özel statüde işletme mantığıyla çalışacak, üretilen ürünler hem öğrencilerin temel giderlerinde kullanılacak hem de okulun işletilmesinde kullanılacaktır. Bu tarz bir eğitimle toplumdan izole olan öğrenciler salgın ve benzeri felaketlerden daha az etkilenecek ve kesintisiz eğitim almaları sağlanacaktır. Mülteci kamplarında çocukluk ve gençlik dönemlerini geçirmek zorunda olan öğrenci adaylarımızda okullarla tanışacak, sosyal becerileri gelişecek, üretimin verdiği tatmine ulaşacak ve entelektüel yaratıcılık için girişimlerini artıracaklardır.

Alacakları eğitimlerin sonrasında ülkelerindeki krizlerin bitmesi durumunda iş sahibi bir birey olarak ülkelerine dönecekler ve bölgesel kalkınma için çalışmaya başlayacaklar veya eğitim aldıkları ülke içerisinde kalifiye personel olarak istihdam olmak için ellerinde gerekli yetkinlikleri olacak. 

Yeni fikirlere neden ihtiyacımız var? 

UNICEF’in 2017 yılında yaptığı açıklamada 123 milyon çocuk okullara gidemiyor. Bu rakamın 2007 yılında yüzde 12,8 yani 6-15 yaş grubundan 135 milyon çocuk olduğu dikkate alındığında, okula gitmeyen çocukların sayısındaki azalmanın çok sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu durumun yaygın yoksulluk, devam eden çatışmalar ve mevcut acil durumlardan kaynaklandığını belirten UNICEF güç durumdaki çocukları okul dışı tutan nedenlerin ele alınması için daha fazla yatırım yapılması çağrısında bulunduğu gerçeğini atlayamayız.

Politika olarak geliştirilmesini istediğim bir eğitim düşüncesine sahibim. Hükümetler ve küresel kamuoyu, okulları güvenli yerler haline getirerek, öğretim ve öğrenimde iyileşmeler sağlayarak en başta bu çocukları okula gitmekten alıkoyan etmenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik yatırımlar yapmalıdır. Yatılı teknik eğitim bu yatırımların içerisinde geri dönüşü en hızlı ve sürdürülebilirliği en yüksek model olmaya adaydır. Bu çok iddialı gelse de eğitimi hem teknik hem temel bilim olarak çok yüksek dozda yutmuş birisiyim ve gereksinimlerin ne olduğunu biliyorum. Dünya’nın problemlerine kayıtsız kaldıkça problemler yakın zamanda bizim problemimiz de olabilir.

Malawi’de eğitim alamayan yoksulluk, hamilelik gibi nedenlerle okul dışı kalan ergenlik çağındaki kızlar bu tarz bir eğitimle beslenme ve temel yetkinlikler eğitimleri aldığı sırada çekilmiş bir fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Malawi’li Genç Kadınlar Teknik Eğitim Alıyorlar

Savaşın çocukları, salgınların ve hastalıkların çocukları demek istemiyorum ama her türlü kazanımımızı ve olumlu gelişmeleri tersine çevirecek çok fazla etki hayatımızı sarmış durumdadır. Irak ve Suriye’deki çatışmalar sonucunda 3,4 milyon çocuk daha eğitim olanaklarından yoksun bırakılmıştır. Böylece okula gitmeyen çocuk sayısı Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da 2007 yılında kaydedilen yaklaşık 16 milyonluk değerlere geri dönmüştür. Yüksek düzeyde yoksulluk, hızla artan nüfus ve sık sık yaşanan acil durumlar ile mücadele eden Sahra-Güneyi Afrika ve Güney Asya’nın dünyadaki ilkokul ve ortaokul çağında olup okula gitmeyen toplam çocuk sayısı içindeki payı yüzde 75’tir.  

Sayıların bu kadar marjinal seyrettiği düşünülürse üzerine eğilmemiz gereken öğrenme faaliyetinin kapsamı gittikçe artmaktadır. Bu düşünceyle hareket edip acil olarak ulaşabildiğimiz maksimum sayıya hızla ulaşmaya çalışmaktır. Teknik eğitimin kapsamını daha sonra ilerleyen yazılarda talep olması durumunda kapsamlı ele alacağım. 

Şimdi bir diğer probleme çözüm aramak için uğraşalım. 

K12 eğitiminin dönüşümü ve COVID-19 gerçeği

Türkiye’de okulların kapatılması, COVID-19 kriziyle ilgili önlemlerin ilk ve en kapsamlı olanlarından biriydi. Bu karar, açık eğitim hariç, üniversite öncesinde 16 milyon 529 bin 169, yükseköğretimde 3 milyon 777 bin 114 öğrenciyi ve ailelerini etkiledi. Okulların kapatılmasıyla ilgili en ciddi endişe ise çocukların ve gençlerin eğitimden kopmalarıydı. Bu bağlamda ilk, orta ve yükseköğretimde uzaktan eğitime geçiş sağlandı. Çocukların uzaktan eğitime uyumlarını ve izlemelerini sağlamak ise genelde kadınların üzerine düştü. Okulların kapatılması, okul öncesi kurumları da kapsadığından, bu çağ nüfusundaki çocukların bakımı ve eğitimi konusunda herhangi bir düzenlemeye gidilmemesi, evdeki yeni yaşam koşullarında kadınların yükünü daha da ağırlaştırdı. Peki bu şartlar altında ev-okulu modeli ismini verdiğimiz bir model geliştirsek nasıl olur? 

http://www.keig.org/covid-19-pandemi-egitim-toplumsal-cinsiyet/

Ev-okulu bir çok öğrenciyi kapsayan geniş bir projedir. Bu proje kapsamında temel eğitim ilkokul – ortaokul ve lise öğrencilerine uygulanabilecektir. Ev-okulu projesi “Evde Öğrenme Kiti” dediğimiz bir malzemeyle binlerce öğrenciye ulaştırılması düşünülen bir projedir. Evde Öğrenme Kitleri, Türkiye’de eğitim alamayan çocuklara ve ailelere ulaştırılarak çocukların evde öğrenmeye devam etmelerine ve COVID-19 salgınıyla başa çıkmalarına yardımcı olacaktır. UNICEF’in başlattığı bu girişim örnek bir grupta 1500 öğrenciye denenecektir. Evde Öğreniyoruz kitinin içinde kitaplar, kırtasiye malzemeleri, oyunların yanı sıra COVID-19 salgını nedeniyle eğitimleri kesintiye uğrayan ve uzaktan eğitim olanaklarına erişmekte güçlük çeken en savunmasız mülteci çocuklar ve Türk çocuklarını desteklemeyi amaçlayan diğer gerekli eğitim materyalleri yer alıyor. 

Lego ile matematik, fizik, geometri ve sanat eğitimi yapılabilir. Özellikle fen eğitimindeki verimliliği Lego’yu hep kullanılır oyuncaklar haline getirmiştir. Bazı örneklerde temel eğitimde nasıl kullanacağına birlikte bakalım. Mikro düzeyde bir evren yaratmak istiyorsunuz adım adım 50 parça lego ile bunu yapmanız mümkün. Bu sayede hem parçacık fiziğini anlayabilir hem de küçük yaş gruplarına bunu rahatça anlatabilirsiniz.

Bu etkinlikleri yapmak öğrencilere uygulamak öğrenmenin hazzını artıracaktır. Lego her çocuğun oynamaktan son derece zevk aldığı öğrenciyi sürekli güdüleyen bir materyaldir. Elektronik bileşenleriyle daha zevkli hale gelecektir. Ülkemizde hayata geçen fatih projesi gibi projeler düşünüldüğünde bu tarz projelerin uygulanması için kaynaklarda her zaman bulunabilecektir. Buna en iyi örnek Queen Mary okulunda yürütülen çalışmalardan biri olabilir. Queen Mary okulu ağır fizik eğitimlerini Lego ile basitleştirebilecek bir dizi müfredat üzerinde çalıştı.

Uzun süren çalışmaların sonucunda Astronomi ve Fizik okulunda basit lego parçaları eğitim materyali olarak girdi ve Bilim Toplumluluğu tarafından fonlandı. Bu eğitimleri ve müfredatları fonlayacak çok fazla şirket ülkemizde mevcut umalım ki yeni yaklaşımlar ve teknolojiler programlara ve politikalara dahil edilebilsin.

Bunun yanında küçük gruplarla çalışabileceğimiz robotik etkinlikler kendi içerisinde bir çok disiplini barındırabilir. Bugün kodlama eğitimi dediğimiz robotik sistemlerin inşası ve fonksiyon kazandırılması eğitimlerin demokratikleştirilmesinde kullanılabilir. Basit parçalarla ve proje dosyalarıyla öğrencilerin eğitim açığını büyük ölçüde kapatabilir. Bir örnek vermek gerekirse Clementoni firmasının geliştirdiği DOC robot 3 modda çalışabilen bir eğitim robotu. Doc, okul öncesi çocukların kodlama ve blok tabanlı programlamayı öğrenmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış eğitici konuşan bir robottur. Doc, çocuklara eğitimsel robot bilimini, artan zorluk seviyelerinde birçok oyun modu ile deneyimleyerek basit ve sezgisel bir şekilde tanıtır. 

DOC robot hem eğitim hem eğlence açısından kullanılabilecek bir robot

Özellikle bahsetmek istediğim nokta DOC robot hem eğitim hem eğlence açısından kullanılabilecek bir robot. Robotun birçok işlevi temel disiplinleri kapsayacak şekilde. Bu robotla matematik eğitimi, küçük yaş grupları için geometri eğitimi verebilirsiniz. Dahası bu tarz robotlar uygun bir müfredatla sunulduğunda verimli birer öğreticiye dönüşecektir. Ev-Okulu projesi kapsamında da değerlendirebileceğimiz bir robot olarak karşımıza çıkıyor DOC. Maliyet olarak baktığımızda böyle bir materyal için verilecek ücret çok fazla değil. Öğrencilerin bireysel çalışmalarını da desteklememiz gerekiyor. Bununla birlikte bireyin kendi kendine öğrenmesi 21. YY yetkinlikleri arasındadır.. DOC gibi robotlarla bu tarz eğitimler verilebilir ve uygun bir fonla kitlesel başarı yakalanabilir. 

Robotik teknolojiler geçmiş 10 yıllara göre bir hayli ucuzladı ve pazarda ucuz eğitim materyalleri olarak sunulmaya başladı. Eğitimde yapacağımız bir sonraki hamleyi düşünürken okulu ve evi dönüştürme çabamızı tekrar ele almamızda dünyada sadece bizim olmadığımızı anlamamıza ihtiyacımız var. Bir ağacın dalları ve kökleri gibi birbirine bağlı olan bu sistem bizimde sulamamız ve gübrelememiz gereken bir yapıdır. Mülteci krizi, salgınlar, savaşlar, kıtlık ve yoksulluk hiç biri bizim dışımızda değildir.

Biz dünyayı daha iyi bir yer yapma hayaliyle yanıyor dünyanın kaynaklarını onu daha iyi yapacak ellere taşımayı amaçlıyoruz.

Şimdilik benden bu kadar. Daha çok üretmek için daha çok okumak, izlemek ve anlamak zamanıdır. En içten saygılarımla.

Bu etkinlikler ve daha fazlası için: 

https://education.lego.com/en-us/lessons?subjects=Math

https://www.mathscience360.org/lego-wedo-20-challenges.html

https://www.qmul.ac.uk/spa/outreach/in-school/teacher-resources/lego-physics/

https://tr.euronews.com/2019/01/02/robotlarla-egitim-edebiyat-ve-drama-derslerine-teknolojik-yaklasim

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/786568

http://www.vitainternational.media/en/article/2016/09/21/refugee-summit-one-campaign-this-is-a-great-first-stepbut-just-a-first/549/